Blogum Hakkında

Biraz bize dair değil midir her şey. İş hayatında aslında aynı döngünün içinde birbirini takip eden olaylar silsilesini yaşayıp yaşayıp durmaz mıyız? Kariyerime nasıl şekil vermeliyim, kendimi nasıl geliştirmeliyim ve motivasyonumu nasıl sağlayabilirimin cevabını bu sayfada bulabileceksin. Aslında iş hayatında yaşadıklarının yalnız sana münhasır olmadığını, hepsiyle nasıl başedebileceğini ve ne kadar güçlü olduğunu farkedeceksin.

Biraz Bize Dair
https://kariyeredair.wordpress.com

Size İlişkiler Hakkında Bir Sır Vereyim mi?

Benlik kavramını daha önce hiç duydunuz mu bilmiyorum ama benlik kavramını içeren bir kaç eğitim aldığımda ve özellikle “Transaksiyonel Analiz” eğitimi ben de çok büyük farkındalık yaratmıştı diyebilirim.

Daha önceki yazımda iletişimde etkili beden dili ve ses tonunun öneminden bahsetmiştim. İlişkilerimizde de çatışmadan uzak durmak istiyorsak benlikler konusunu bilmemiz faydalı olacaktır.

1950′ lerde Eric Berne isimli psikolog tarafından ortaya atılan bu kavram şöyle der: İnsanda 3 benlik (ego) hali vardır:

  • Ebeveyn Benliği
  • Yetişkin Benliği
  • Çocuk Benliği

Ve insanlarla karşılıklı iletişimimizde de duruma göre bu benlikler arasında geçişler yapıyoruz. Ve eğer ki doğru zamanda doğru benlikten konuşmuyorsak doğru iletişimi malesef ki kuramıyoruz.

Ebeveyn Benliği; kişiliğin, ebeveyn rolüne girerek diğerlerine nasıl davranmaları konusunda öğüt ve emirler veren kısmıdır. Bu ego durumu ailemizden veya bize bakım verenlerden öğrendiğimiz bir dizi düşünce, duygu ve davranış örüntülerinin içselleştirilmesi ile oluşur. Hangi davranışları içselleştirip kabul ettiğimiz tamamen bilinçli bir durum değildir, bazen ebeveynlerimize ait istemediğimiz davranış kalıplarına kendimizde de rastlayabiliriz.

Bir kişiye tavsiye verirken, koruyup kollamaya çalışırken, eleştirirken, kısacası bir ebeveyn gibi davranırken kullanırız. Arkadaşlarımıza ya da eşimize “terli terli su içme” , “hava soğuk üzerine kalın birşeyler giysene”, “bir kez daha akşam eve geç gelirsen fena yaparım” , “sigara sağlığa zararlıdır içip ciğerlerini mahvetme”, “tutumlu ol”, “tembellik yapma” gibi söylemlerde bulunuyorsak bilinki o an yetişkin benliğinden bir üst benliğe çıkıp anne, baba gibi konuşmaya başlamışızdır ve ebeveny egomuz baskın haldedir.

Yetişkin Benliği; şu anda kalarak akıl ve mantık çerçevesinde verdiğimiz karar ve davranışları kapsar. Dürtü ve duygulardan ziyade karşımızdaki insanlarla akılcı ve mantıklı olarak kurduğumuz iletişim şeklidir. Bu ego durumu bizim daha çok sorgulayan, anlamaya çalışan, sorunlara çözüm getiren ve planlı tarafımızdır. Daha çok filtre edinmiş, mantıklı yargıları ön planda tutar.

Çocuk Benliği: Daha çok geçmişteki davranışlarımızı, çocuksu halde ve akıl mantık çerçevesinden çıkarak dürtülerimizle gerçekleştirdiğimiz davranışlardır. Bu ego durumu da bir çocukta rastlayabileceğimiz tüm duygu, düşünce ve davranışları içerir. O an canımız nasıl isterse hareket ettiğimiz, sonunu ve sonucunu pek düşünmediğimiz tarafımızdır.

Örneğin birilerine “yapmam bana ne” , “senin yüzünden” , “önceden söyleseydin böyle olmazdı” , “kimse beni sevmiyor” , “istiyorum” , “bana bak” “beni ilgilendirmez bu onların sorunu” gibi söylemlerde bulunuyorsak çocuk benliğimize inerek konuştuğumuzun göstergesidir.

Örneğin, kendisine verilen işleri zamanında yerine getirmeyen bir çalışanın farklı ego durumlarından kendisini sorguluyan yöneticisine verdiği tepkiler şu şekilde olabilir:

Ebeveyn benliğindeyse: Beni sorgulamaya hakkınız yok, bu davranış şekliniz asla kabul edilemez.

Yetişkin benliğindeyse: İşi zamanında yetiştiremediğimin ve sizi de zor durumda bıraktığımın farkındayım. Benzeri durumda ne kendimi ne de sizi bırakmak istemediğim için bu gelişim alanımı nasıl güçlendirebilirim üzerinde çalışacağım.

Çocuk benliğindiyse: Bu işi zaten bana geç verdiniz ve bu sürede yetiştirme imkanım zaten yoktu. Üzerimdeki işleri biliyor musunuz? Hangi birini nasıl yetişeceğimi bilmiyorum. Termin süresini hepsini göz önünde bulundurarak verebilirdiniz. (suçlama)

Düşünce yapımızı ve davranışlarımızı; yetiştiğimiz ortam, anne babalarımızın davranış şekilleri, duyduklarımız, gördüklerimiz ve birçok etken şekillendirmede büyük rol oynuyor.

0-7 yaş arasında her çocuk gözlemlediği herşeyi kayıt altına alıyor ve şu anda birçok olaya verdiğimiz tepkilerin temelinde bile o dönemde farkında olmadan kayıt altına aldığımız kendimize göre anlamlandırıp kabul ya da red ettiğimiz davranışlar yer alabiliyor.

Bir psikologun çocuk benliği ile ilgili anlattığı bir örnek beni çok etkilemişti:
“Akşam eve geldim ve eşim bulaşık yıkıyordu. Yanına gittim arkasından sarılarak ‘Nasılsın bugün canım? ‘ dedim. Beni hafif itekleyerek off iyi cevabını verdi. O hareketine çok alındım ve oturma odasına gittim, tekli koltuğa oturdum, kollarımı bağlayıp hafif arkamı da yan dönmüş şekilde gittim oturdum. Dıştan görseniz koca adam çocuklar gibi küsmüş oturuyor dersiniz.
Evet çocuk benliğine inmiştim eşimin o tepkisi ile. Peki bu tepkiyi vermeye beni ne itmişti? Çocukken annemle ne zaman oyun oynamak istesem ya da ne zaman kendisinden ilgi beklesem hep işi olurdu. Bir keresinde annem bulaşık yıkarken topumu ona atmıştm ve al topunu çık dışarıda oyna çok işim var uğraşamam demişti. O an anneme benimle ilgilenmediği için küsmüştüm. Oturma odasına gidip kollarımı bağlayıp üzgün bir surata bürünüp küsmüş, sessizleşmiş bir şekilde bir köşede oturmuştum. Tıpkı şu anda bu yaşımda verdiğim tepki gibi. O dönemde sevdiğim kadın annemin davranışına verdiğim tepki ile bu yaşımda sevdiğim kadın eşime verdiğim tepki aynı. Eşim annem ile benzer tepkileri göstermişti. Ve beynim, çocukluk döneminde hissettiğim duygu ile şu an da hissettiğim duyguyu eşleştirdi ve benzer davranışları sergiledim. O an çocuk benliğine geçiş yapmıştım. Halbu ki yetişkin benliğinde kalarak “Canım senin sanırım moralin bozuk. Ne oldu, benimle konuşmak ister misin? diye daha akıl çerçevesinde davranabilirdim ve bu durum karışıklıklı sağlıklı iletişim kurulmasını sürdürülebilir kılabilirdi.”

Ve eğer ki doğru zamanda doğru benlikten konuşmuyorsak bu durum iletişimde çatışmalara sebebiyet veriyor. Bir arkadaşınıza mantıklı bir soru sorduğunuz zaman alaycı bir cevap alıyorsanız orada doğru iletişim kişinin çocuk benliğine inerek cevap vermesinden dolayı bitmiştir.

Küsme, alınma, trip atma durumlarında sorunu karşıdaki kişiyle konuşmayarak çözüme kavuşturmayı bekliyoruz. Aslında çocuk benliğinde kaldığımızın ve çocukluğumuzda ilgi, sevgi beklediğimiz zamanlarda sevdiğimiz insanlardan göremediğimizde verdiğimiz tepkilerin neredeyse aynısını veririyoruz. Düşünsenize 30 – 40 yaşındayken bile geçmişteki kabullerimiz ve davranışlarımız hala bizleri etkilemeye devam ediyor. Bu tarz durumlarda ise tavsiye edilen farkettiğimiz anda yetişkin benliğine geçmemiz.

Yetişkin benliği çocuk ve ebeveyn benliğine göre daha baskın olan bir birey hayat boyu karşılaştığı olaylara daha mantıklı ve akılcı tepkiler vermeye meyilli olurken, ebeveyn benliği daha baskın bir birey ise daha nasihat veren ve olaylara daha
geleneksel yaklaşmaya eğilimli olabilir.

Bu konuyu derinlemesine araştırdıkta sonra benimde yetişkin benliği dışına çıktığım durumlar olduğunu farkettim. Kardeşimle bazen ebeveyn benliğinden, sevgilimle bazen hem ebeveyn hem çocuk benliğinden konuştuğumu farkettim zamanlar oldu. Ve bu tarz davranışlarımın çoğu zaman karşı tarafla çatışmalara sebep olduğu anlara şahit oldum. Ancak yetişkin benliğinde olmadığımı farkettiğim ilk an, şu ana gelip akıl mantık çerçevesinden düşüncelerimi şekillendirip söylemlerimi değiştirmeye çalışıyorum.

Evet peki ya sizleerr? 😊
Eşinizle, çalışma arkadaşlarınızla, yöneticilerinizle hangi durumlarda hangi benliklerden(ego durumlarından) konuştuğunuzu hiç düşündünüz mü? Peki bu benliklere (ego durumlarına) geçiren şeylerin kaynağının ne olduğunu? Vee sonrasında yaşadığınız iletişim sorunlarını…

Benlikler konusu ilginizi çektiyse aşağıdaki kaynaklardan daha derinlemesine öğrenim sağlayabilirsiniz.

Kitap Önerileri:
İnsanların Oynadığı Oyunlar (Games People Play, 1964) /Eric Berne
Ben OK’im Sen OK’sin / Thomas A. Harris

Sevgiyle kalın!

Biraz Bize Dair

Diğer yazılarıma aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz. Yeni yazılarımdan haberdar olmak için blogumu takibe almayı unutmayın😉

https://kariyeredair.wordpress.com

Neymiş Bu “Proaktif Olmak!”

İş hayatında artık tüm çalışanlardan beklenen bu yetkinliği duymuşsunuzdur. Çokça söylenen ancak insan kaynakları çalışanları dışındaki çoğu çalışanın anlamından habersiz olduğu bir yetkinlik.

Peki nedir bu proaktivite, nasıl olunur detaylı inceleyelim.

Proaktif kelimesi dilimize ingilizceden geçmiş bir sözcük olup ingilizcesi “proactive”dir. Kelime manası olarak, olabilecek herhangi bir aksilik karşısında önceden hazırlıklı olmak demektir.
Pro (önde giden) + Active (aktif olan) birleşiminden oluşmaktadır.

Proaktif insan durumlar karşısında olayların kendi kendine gelişmesine müsaade etmeden, ben ne yapabilirim düşüncesi ile hareket edendir. Bunun tersi olan reaktif davranışın tersine, proaktif bakış açısı ile kişi olumsuzluklara söylenmez, kalkar ve kendiliğinden harekete geçer. Bir işi yapmak için her daim yöneticisinden direktif beklemez. Öngörür ve o işi yöneticisi söylenmeden yapar. Bahane üretmez. Kendi işinin, rol ve sorumluluklarının farkındadır.

İş hayatından bir örnekle açıklamak gerekirse;

Yönetici İdil 2 hafta önce Ayşe’ ye bir proje vermiştir. Projenin termin tarihi de yarın. Şu ana kadar da projeyle ilgili Ayşe’ den hiç ses soluk çıkmamış. Aralarında geçen konuşma şu şekilde ilerliyor.
İdil: Ayşe yarın x projesinin son günü. Tamamlayabildin mi?
Ayşe: O işi bitirecektim ancak operasyondan datalar gelmediği için bitiremedim. Geçen hafta mail atmıştım dönüş bekliyorum.

Peki Ayşe nasıl bir çalışma şekli sergileseydi proaktif bir çalışan olurdu?

Ayşe: Merhaba İdil Hanım. Yarın x projesinin son günü. Projenin %90′ ını tamamladım. Ancak operasyon datasını alamadığım için son grafiği hazırlayamadım. Geçen hafta ilgili kişiye mail attım. Dönüş alamayınca telefon üzerinden iletişime geçtim. Dün göndereceklerdi ama iletemediler. Bir üst yöneticisini arayarak projenin acileyetini ve termin tarihini de belirterek destek istedim. Hala elime datalar ulaşmadı ve sizin desteğinize ihtiyacım var. Datalar bugün saat 15:00′ e kadar elime ulaşırsa yarın 09:00′ da size proje sunumunu iletirim.

Gelin Ayşe’ nin iki davranışını da inceleyelim.
Birinci örnekte Ayşe reaktif kişiliğe ait davranışlar sergiliyor. Projenin son günü gelmiş olmasına rağmen yöneticisi sormadan gerekli bilgilendirmeyi yapmamış, işi sonuçlandırmada ihtiyacı olan datalara ulaşmak için ise gerekli çabayı insiyatif alarak gerçekleştirmemiş.

İkinci örnekte ki davranışlarını incelediğimizde; kendisine verilen işin sorumluluğunun farkında, projeyi sonuçlandırmada ihtiyacı olan datayı elde etmek için birden fazla yöntem deniyor. Tüm bunlara rağmen çözüme ulaşamayınca yöneticisini durumdan haberdar ediyor ve destek istiyor. Sorumluluk alan, işi sonuçlandırmak için farklı çözüm alternatifleri deneyen bir çalışan. Bu davranışları proaktif yaklaşımı içinde barındırmaktadır.

İş hayatında proaktif olan çalışan çözüme ulaşmak için birçok yol ve yöntem dener. Aktiftir. Olası riskleri önceden görerek gerekli tedbiri zamanında alır. İnsiyatif almaktan çekinmez. Gerekli durumlarda etkin karar alarak sonuca ulaşır.

O zaman napıyoruzzzz?
Söylenmelere son veriyoruz!
Her zaman bir çözüm yolu, bir çıkış yolu vardır bakış açısıyla ilerlemeye devam ediyoruz!
Alternatifler deniyoruz!
Kendiliğimizden harekete geçiyoruz!
Yaptığımız her iş ve aldığımız her kararda bir sonraki adımı öngörmeye çalışıyoruz!

İş hayatından örneklerle yola çıktım ancak bir insan proaktif yaklaşıma sahipse yaşamının her alanında bu davranışı sergiler. Bu yazıyı okuduktan sonra da bu yetkinliğin kendinizde olmadığını düşünenler üzülmesin. Öğrenmede ilk süreç farkındalıktır. Bu yazıyla gelişime açık yönünü farkedebildiysen geliştirebilmek inan daha kolay. İkinci süreç ise isteklilik (değişime isteklilik). Tavsiyem öncelikle çevrenizde  bu davranışları sergileyen iş arkadaşlarınız varsa onları gözlemlemeniz. İş yapış şekillerini ve ne tarz aksiyonlar aldıklarını inceleyin. Yöneticinize proaktif bir yaklaşıma sahip olup olmadığınızı sorabilir ve geri bildirim isteyebilirsiniz. (Bu hareket bile proaktif davranış içerir 😉) Akabinde bu konu ile ilgili yazılmış kitaplara göz atmanızı da tavsiye ederim.

Kitap Önerileri
Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı / Stephen Covey
Analitik, Kreatif ve Proaktif Düşünme / Ömer Doğan

Sevgiyle kalın!

Biraz Bize Dair

https://kariyeredair.wordpress.com

Haklıyken Haksız Duruma Düşmeyi Nasıl Başarırız?

Evet doğru okudunuz. 😊
Olumsuz bir durumu başarmaktan bahsediyorum. Size de tanıdık geldi mi bu cümle? İş hayatında çoğu zaman karşılaştığımız ve duyduğumuz söylemlerden bir tanesi.

“Neden her seferinde ben suçlu oluyorum? Nasıl oluyorda haklıyken haksız duruma düşüyorum?” sorusunu kendine hiç sormayan çok az insan vardır büyük ihtimalle.

Genellikle ben haklıydım ama haksız bulundum der ve çoğu zaman başkalarının gözünde bizi haksız konuma düşüren şeyin ne olduğunu pek düşünmeyiz. O sırada ve o kızgınlıkla çuvaldızı kendimiz yerine başkasına batırmak daha kolay gelir bize. 10 yıllık iş hayatımdaki gözlemlerimde,  benzeri duruma düşen çok insan tanıdım ve sebeplerini kendimce analiz etmeye çalıştım.

Ve inanırmısınız çoğu da konunun özünde çok haklıydı. Onları bu kadar haklıyken haksız konumuna düşüren şey ise haklı oldukları şeyi söyleme biçimleriydi. Joseph Joubert’ in çok sevdiğim bir sözü vardır ” Kelimeler cama benzer; görmeye yardım etmedikleri zaman görüşe engel olurlar.”

İş hayatında da özel hayatımızda da ne söylediğimiz değil, o şeyi nasıl söylediğimiz önemlidir. Kaliforniya Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre karşılıklı iletişimin yalnızca %7’sini söylediğimiz kelimeler oluşturuyor.
Bunun yanında %38 oranında ses tonumuz, %55 oranında ise beden dilimiz belirleyici rol oynuyor. Eğer haklı olduğumuz bir süreçte sert bir tavır ve üslup takınıyorsak bu durum insanlara haklı olduğumuzu ispatlamanın her daim önüne geçecektir.

Bu yüzden eğer bir konuda haklıysak insanlar nezlinde haksız duruma düşmek istemiyorsak baştan uca ılımlı, yumuşak bir tavır ve üslupla süreçleri yürütmeli ve her daim beden dilimize ve ses tonumuza hükmetmeyi başarabilmeliyiz. Bunun için etkili beden dili kullanımı ve sözcüklerin hayatımızdaki önemi ile ilgili kitaplara göz atmanızı tavsiye ederim. 😉

Kitap Önerileri:
İşyerinde Beden Dili /Allan & Barbara Pease
Olumlu Sözcükler Etkili Sonuçlar / Hal Urban
Tongue Fu – Sözlü Dövüş Sanatı / Sam Horn

Sevgiyle kalın.

Biraz Bize Dair

https://kariyeredair.wordpress.com